31 Aralık 2011 Cumartesi

Ne Hayatı Önemse çıLgınca, Ne De Hafife aL Aptalca .. Onursuz birLikteLikLer Yerine, OnurLu bir yanLızLık Yaşa..


ama ben 3 yaşında bir çocuğum henüz
nasıl oluyor bu?
oluyor işte
...
kocaman bir kaybınız oluyor
ama aslında sandığınız kadar kocaman olmadığını anlıyorsunuz
gözünüzde büyüttüğünüz şeyler olduğunu görüyorsunuz
boşa yaşamışım diyorsunuz bunca zaman
ben doğdum evet
yeniden, yepyeni doğdum
insan olmak dışında
kul olmak dışında
tüm sıfatlarımdan sıyrıldım
tüm dünyevi hırslardan
ardı arkası gelmeyen isteklerden
hayattan hep bir şeyler isteyip
alamayınca bunu kendime dert etmekten kurtuldum
ve insan iki kere doğabiliyormuş şu hayatta
evet bu iyiliği yaptım kendime
mutlu olmak için büyük şeylerin peşinde koşmak yerine
sahip olduğum küçük şeylere tutundum
hayır hayır bu pollyannacılık oynamak değil
yine bütün duyguları ağlaya ağlaya yaşanacaksa ağlayarak
gülerek yaşanacaksa kahkahalar atarak yaşıyorum
yine eskisi gibi, en uç noktalarda
ama daha çok bilerek
daha çok öğrenerek
ve bunu bir aşka dönüştürerek hayatımda
her şeyin tadına bakmaya çalışarak
her güzel şeyi okuyarak, dinleyerek, paylaşarak
öğreterek elimden geldiğince
...

işte insanın mutlu olması için başka şeyleri değiştirmesi gerekmediğini öğrendim
bazen sadece dönüp kendinize bakmanız gerektiğini de.
insan 7 sinde neyse 70 inde de odur lafının koca bir yalan olduğunu öğrendim
değiştim çünkü
kimsenin kalbi kırılmasın diye içimde tuttuklarımı insanların yüzlerine pat diye söylemeyi öğrendim
sevmediğim şakaları yapan insanlara ''bunu yapma'' demeyi öğrendim
insanları etrafımda sadece istediğim kadar yakın tutmayı öğrendim
en sevdiklerimi her gün bıkmadan usanmadan
sarıp sarmalamayı
seviyorum demeyi öğrendim
sevmediklerime yürekten saygı duymayı
olduğu gibi kabullenmeyi onları 
ve bazen sevmeye çalışmak gerektiğini bile öğrendim
bilmediğim bir sürü huyum varmış
kimi iyi kimi kötü
bilmediğim bir sürü merakım varmış
yeteneğim
heveslerim
umutlarım varmış
eğer şimdi 3 yaşında değil de 25 yaşında olsaydım eğer
belki tüm bunları öğrenemeyecektim
öyle gelmiş, öyle gidecekti işte hayat
7imde neysem 70imde de o olacaktım
ama ben bir musibetten bir kaç yüz fayda sağladım kendime
şimdi o musibetin izlerini her geçen gün biraz daha silerken ruhumdan
yeniden doğmuş gibi hissediyorum bir yandan da
üç yaşındayım işte dedim ya
şimdi sorsa birileri bana
ne öğrendin dese şu hayatta
''keşfet kendini'' derdim onlara
ne olursa olsun mutlaka
eline geçen ilk fırsatta
hayat ne zaman sunarsa bu şansı sana
koyvermek yerine keşfetmeye bak derdim
çünkü bir insan aslında bir çok insan demek
çünkü kendini tanıdıkça seviyorsun 
kendini beğenmiş gibi değil
daha da mütevazi hem
öyle güzel bakıyorsun hayata
insanı seviyorsun
Allah'ı seviyorsun
büyük adımlar atıyorsun 
büyük yollar alıyorsun
dönüp baktığında en nefret ettiğin insanlara bile
gönlünden yol veriyorsun
bak sayemde bir iyilik yaptın şu evrene diyorsun
keyif alıyorsun






30 Aralık 2011 Cuma

KAHRAMAN TAZEOĞLU


sen anla onu!
kimse anlamadan ya sustum, ya suçtum.
iki türlüsü de bana ziyandı.
ne insanlar anlayabildi derinliğimi,
ne ben anlayabildim onların sığlığını.
o yüzden hep sustum ve sustukça suç oldum.
ama hiç işlenmedim.


29 Aralık 2011 Perşembe

ÇERKES KIZLARI ASİLDİR





ÇOCUKLUĞUM



Ve en çok seni özledim ben.
Karşı komşunun sokağa çıkacağı zamanı beklemeni.
Her teyzeyi annen gibi sevmeni.
Sanki ayıpmış gibi kimselere söylememeni.
Ve o bisikleti ilk gördüğünde koşuşunu.
Yağmurlu bir günde annenin elinden yediğin ekmeği.
Islanan sokaklara bakıp duygulanmanı.
Yaz akşamlarında oturduğun kaldırımı.
Seni bir kez daha görmek isterdim...
Hiç konuşmadan..
Kısa pantolonlu siyah beyaz halini..
Bir lokma boyunu..
Diz çöküp yere sımsıkı...ama çok sıkı Sarılmak sana..
Gözyaşlarımı omuzlarına bırakıp gitmek istiyorum şimdi
Sana kim olduğumu söylemeden...arkama bakmadan
Ağladığımı sana göstermeden
Seni çok özledim
Ama çok özledim
Çocukluğum! !
                                                                     CEYHUN YILMAZ

28 Aralık 2011 Çarşamba

Direnmeyi bıraktım, hayat nehrinde yüzüyorum. Kimseye kırgın değilim, kimseden birşey beklemiyorum, böylesi çok daha iyiymiş.

Şimdi mutlu edeceğim kendimi Ey Sahip,
Kendime bir fincan sek jacobs kahve ve bitter çikolata ısmarlayıp,
Radyomu açıp,kulağıma güzel melodiler fısıldatıp,
Bloguma içimden ne geçiyorsa onu yazacağım;
Kim ne der kaygısı olmadan,
Sesimi sessizliğin sesine duyuracağım,
Şımartacağım  kendimi sahip,hemde hiç şımartmadığım kadar...




Çağırıyor, Fısıldıyor kulağıma, 'son bahar rüzgarına kapıl gel', diyor!





GÜNAYDIN



·   
    Hayatı ıskalamak istemiyorsanız;
Her nefes alışınızda ve verişinizdeki kısacık anı mutluluğa çevirin
Uzun ve keyifli bir yaşamın sırlarını uzaklarda değil, Kalbinizde arayın
İçinizdeki küçük sevinçleriniz paylaşıldıkça büyüsün
Üzüntülerinizin gökyüzünde dağılıp kaybolsun
Yeni gün size ve sevdiklerinize güzellikler getirsin
     GÜ*NAY*DIN*              
 
Sevinçleriniz daim, Gününüz aydın olsun
Sağlıklı olun, Neşeli olun, Sevgi ile kalın
Günaydın Günaydın Herkese...

27 Aralık 2011 Salı

Ey sevgili,hem denizsin sen, hem inci.İnan ki Allah nurundan başka bir şey değildir varlığının sebebi.


Bir Gün Kaldığın Yerden Başlayacaksın..
Biri Seni Bulacak

Önce Korkacaksın Eski Acılara Yakalanmaktan
Biraz Ürkeceksin..!

Ne Kadar Dirensen de Nafile....
İnsansın Sonuçta, Seveceksin..

Eski Acılara Bakıp da Küsme Sevdalara
Gâvura Kızıp da Oruç Bozulmaz.

Sök At Kafandan Acabaları..
Bir Kemik Aynı yerden İki Defa Kırılmaz..."

~ Can Yücel


Ben Sana Ademin Büyüğü Rabb'imin Adı İle Susarken, Sen Bana Alemin Hangi Zerresi İle Konuşacaksın ? Hüzn'alem


yaklaşık bir yıldan bu yana kendimi evsiz hissediyorum...malum kişi bizimle yaşamaya başladığından bu yana...evimi bi yabancıyla paylaşma fikri pek hoşuma gitmedi...emek emek ve binbir zorlukla derleyip toparladığım evim yabancı mihraklar tarafından istilaya uğradı...kuşatıldım...kapana kıstırıldım...hiç bir yere kaçamıyorum...kımıldayamıyorum...hareketlerim kısıtlandı...kafka'nın gregor'u gibi hissediyorum kendimi...minik odamda yaşamaya başladım...bütün eşyalar üst üste ve iç içe...bu üst üste ve iç içelik bütün hayatıma da yansıyor...alan yaratmak istiyorum kendime..bi miktar boşluk...nefes almak istiyorum...el değmesin maddelerime...kaçırmalı, korumalıyım onları...gitmeliyim...kendi hayatıma başlamalıyım...benim hayatıma...benim dört duvarım, benim taklarım, benim koltuğum...işden eve dönerken bi demet taze çiçek alıp koymalıyım vazoya...pencereleri açıp havalandırmalıyım...temiz olmalı evim her zaman...temiz kokmalı...dostlar arkadaşlar uğramalı çat kapı...onlarla dertleşmeli, onlarla gülüşmeli...şehirde olmalıyım...şehrin kaosuna yakın ama sessiz bi yerde...istediğim zaman karışabilmeliyim curcunaya, istediğim zaman da kaçıp sığınabilmeliyim kovuğuma...güzel müzikler tınlamalı hep duvarlarda...çepeçevrelemeli etrafını...mis kokulu yemekler denemeliyim mutfağında...mumlar yanmalı banyosunda...deniz kabukları saçılmalı muhtelif yerlerine...
iste ben bunları istiyorum...
bi ev'im olsun istiyorum...
alıntı 

TÜM ENGELLERE İNAT İNAT,IŞIĞIN SÖNMESİN,SÖNDÜRÜLMESİN..



         Aklin kimyasi ile Askin kimyasi baskadir. Akil temkinlidir. Korka korka atar adimlarini. " Aman sakin kendini" diye tembihler.
Halbuki Ask óyle mi?
Onun tek dedigi: 'Birak kendini, koy gitsin!
                                                                                    HZ ŞEMS

26 Aralık 2011 Pazartesi

BİR GÜZELLİK YAP KENDİNE


Bir güzellik yap kendine!
Ve sadece sahip olduklarını düşün; mutlu ol onlarla!
Sahip olamadıkların üzülsün senin olmadıklarına...

Bir güzellik yap kendine!
Keşkeleri hiç düşünme!
Mutlu ol seçimlerinle.
Bırak keşkeler üzülsün senin seçimlerine...

Bir güzellik yap kendine!
Her yeni günü senin günün ilan et ve şımart kendini olabildiğince!
Bırak dünler üzülsün seçilmediğine...

Bir güzellik yap kendine!
Kalbinde daha da büyüt sevgisini sevdiklerinin!
Bırak sevmediklerin üzülsün kalbinde yerleri yok diye!

Bir güzellik yap kendine!
Sev kendini, kimseleri sevmediğin kadar.
Mutlu ol varlığınla!
Bırak seni sevmeyenler üzülsün!
Yüreklerine sığamayacak kadar büyüksün diye!

~Paul Auster~

24 Aralık 2011 Cumartesi

KRONİK DEPRESYON

dolayısıyla bu hastalık sinsi bir şekilde değişerek, distimik ruh durumu yaşam biçimi haline dönüşür.
Bununla mücadele etmek için, geçmişten günümüze taşıdığınız kırgınlıklar ve küskünluklerle barışmalı, geçmişte olanları affetmelisiniz. Böylece enerjinizi öfke balonuna yönlendimeyip daha mutlu yaşam balonuna yönlendirebilirsiniz.
Mutsuzluğunuz ve sürekli yakınmalarınızla ilgi çekebilirsiniz ancak sonunda çevrenizdekiler sizden bıkacaklardır.
Unutmayın gördüğünüz ilgi belki de yakınma davranışınızı kalıcı kılmaktadır.
Kimse sizin hayatınızı iyileştirmeyecektir. Olumsuz düşünme alışkanlığınıza son vererek kıpırdanmalısınız. Hiçbir şey yapmayarak sürekli yakınmaktansa "daha iyi olmak için ne yapabilirim" sorusuna cevap verin, alternatif üretin ve uygulayın.

*YA BİR YOL BUL,YA BİR YOL AÇ,YADA YOLDAN ÇEKİL..

Acıya Sevinci Katmıyorsan..Gerçeği Hayalle Yumuşatmıyorsan..İçinde Bir Çocuk Yaşatmıyorsan
Fazla Büyümüşsün YAZIK...
Hayat senin için önceden hazırlanmış değildir. Sen yarattığın hayatı yaşarsın;
Önce ona anlam katmak zorundasın. Ona renk, müzik
ve şiir katmalısın. Ancak o zaman yaşıyor olursun..

ADAM OLMAK


Çevrende herkes şaşırsa,
bunu da senden bilse,
sen aklı başında kalabilirsen eğer,
herkes senden kuşku duyarken hem kuşkuya yer bırakır,
hem kendine güvenirsen eğer,
bekleyebilirsen usanmadan,
yalanla karşılık vermezsen yalana,
kendini evliya sanmadan
kin tutmayabilirsen kin tutana.
Düşlere kapılmadan düş kurabilir,
yolunu saptırmadan düşünebilirsen eğer,
ne kazandım diye sevinir, ne yıkıldım diye yerinir,
ikisine de vermeyebilirsen değer,
söylediğin gerçeği eğip büken düzenbaz,
kandırabilir diye safları, dert edinmezsen,
ömür verdiğin işler bozulsa da yılmaz,
koyulabilirsen işe yeniden.
Döküp ortaya varını yoğunu,
bir yazı turada yitirsen bile,
yitirdiklerini dolamaksızın dile
baştan tutabilirsen yolunu.
Yüreğine, sinirine dayan diyecek
direncinden başka şeyin kalmasa da,
herkesin bırakıp gittiği noktada,
sen dayanabilirsen tek.
Herkesle düşüp kalkar, erdemli kalabilirsen,
unutmayabilirsen halkı, krallarla gezerken,
dost da düşman da incitemezse seni,
ne küçümser, ne büyültürsen çevreni
her saatin her dakikasına
emeğini katarsan hakçasına
her şeyi ile dünya önüne serilir,
üstelik oğlum, adam oldun demektir...



Rudyard Kipling
( 1865-1936 ) 


Çeviri : Bülent Ecevit

GÖNÜL BİR AYNADIR ALDIĞINI YANSITIR


bugün durdukyere mutsuzdum ben. 
durdukyere bir telefon aldım, 
ve uzun süredir görüşmediğim biri'yle kahve içtim.
bugün ben bi de; hiç görüşmediğim başka biri'nden durdukyere bi paket aldım.
içinde harika bi kutu vardı. moulin rouge. kedili bi mini müzik kutusu.
zeki müren'in plakları.
bi oyuncakaraba. 
hem de oyuncakaraba koleksiyonumu bilmeden. çok güzel çikolatalar. frambuazlı. 
bugün ben, durdukyere mutlu oldum.

DOSTLUK ;KATLANABİLME SANATIDIR………. VESSELAM ...



Dostları olmalı insanın,
aynen gemilerin limanları gibi.
Zaman zaman uğradığın, yükünü boşalttığın,
dalgalar dininceye kadar beklediğin koynunda.
Sonra açık denizlere uğurlamalı seni,
geri döneceğin günü bekleme umuduyla.
Bazen, rüzgâra o açmalı yelkenini,
yanağına konan bir öpücüğün coşkusuyla,
halatlarını çözmeli,
seni çok ama çok özlemeli.

Dostları olmalı insanın;
ermiş, bilge, hayatı ezbere okuyabilen.
Düşünmediklerini düşündüren,
seni bir cambaz ipinde, güvende tutabilen,
gerektiğinde senin için ateşi yutabilen,
yolunu ışıtan ustan olmalı.
Şekillendirmeyi öğretmeli hayatın çömleğini.
Sana vermeli soğuk bir kış gününde
üzerindeki tek gömleğini...

Oğuzkan Bölükbaşı




Suskunum... Dilim lâl olmuş , Yüreğim Pervane...Gözlerimde ıssız bir biçare.Hangi Tarafa Yönelsem ucsuz bucaksız bir umman...Ummanda kaybolmuş kırılgan bir yürek...Muhtacım bir yudum duana , bir nefes merhametine , bir damla sevgine...


·                                 Ağlayabilir miyim gönlüm? Müsaadenle..Şöyle katıla katıla şimşekli bir gökyüzü gibi.Günaha batan tüm kirliliğin ile Ağlayabilir miyim? Öylesine ama ölesiye.. Bu can çıkana kadar bedenden. Nefsimin nefesi kesilesiye.Pembe güller mor menekşelere düşesiye..Sol yanımın ateşi yükselesiye kadar..Kendi omzumda kimseciklere yük olmadan, Ağlayabilir miyim?

SANA AFFEDİLMEYECEK KADAR BÜYÜK BİR HATA YAPAN BİRİNE,
AKIL SINIRLARININ BİTTİĞİ YERDEN BAŞLAYACAK BİR CEZA VERMEK İSTİYORSAN,
BÜTÜN SAMİMİYETİNLE AFFET!!!
HİSSEDİLEN,YAŞANILAN HERŞEYİ ARŞİVLEYEN KADER!
KENDİSİYLE EN İYİ BİÇİMDE İLGİLENECEKTİR……….

TERSTEN YAŞAMAK



Yaşamın en tatsız tarafı sona eriş şeklidir..
Şüphesiz ki yaşamı tersten yaşamak daha güzel,
hatta mükemmel olurdu.
Nasıl mı ? Camide, musalla taşında uyanıyorsunuz.
Bir tahta sandık içersinde, herkes karşınızda saf durmuş, iyiliğinize dua ediyor ve tüm haklar helal edilmiş vaziyette.
Tabuttan doğruluyorsunuz, yaşlı, olgun ve ağırbaşlı olarak.
Herkes etrafınızda, büyük bir itibar, iltifatlar, çocuklar torunlar hepsi hazır.
Arabanıza kurulup evinize gidiyorsunuz.
Doğar doğmaz devlet size maaş bağlıyor, aylık veya üç ayda bir maaşınızı alıyorsunuz.
Ne güzel, hazır maaş, hazır ev....
Altmışlı yaşlara kadar her şey garanti, huzur içinde yaşıyorsunuz.
Sağlığınız gittikçe düzeliyor, kaslar güçleniyor, kuvvetleniyorsunuz.
Bir gün çalışmak istiyorsunuz ve işe ilk başladığınız gün size hoş geldin hediyesi olarak bir plaket ve altın kol saati veriyor patronunuz..
Genel Müdürlük veya bunun gibi yüksek bir makamdan tecrübeli bir insan olarak işe başlıyorsunuz.
Herkes karşınızda el pençe divan...
Vücudunuzda da bazı hoşa giden dirilişler de başlıyor.
Gittikçe zayıflıyor forma giriyorsunuz.
Diğer hormonsal aktiviteler artıyor, fevkalade....
Aman ne güzel günler başlıyor...
Derken bir gün patron size artık üniversiteye gitsen daha iyi olur diyor.
Bu arada babanız ortaya çıkmış, "fazla çalıştın" diyor, "artık eve dön, işi bırak, okumaya başla, harçlığın benden olsun..." Keyfe bakar mısınız ?
Okuduğunuz dersler gittikçe kolaylaşıyor.
Ekmek elden, su gölden bir dönem başlıyor.
Partiler, diskotekler, kızların sayısı artıyor.
Derken, anne ve babanız sizi götürüp getirmeye başlıyor, araba kullanma derdi de yok artık.... Günün birinde sizi okuldan da alıyorlar, "evde otur, keyfine bak, oyuncaklarınla oyna" diyorlar.. Mamanız ağzınıza veriliyor, zaman zaman altınızı bile temizliyorlar, hatta bu durum alışkanlık yaratıyor ve hiç tuvalet kullanmamaya başlıyorsunuz. D
erken anneniz bir gün size süt verme kararını alıyor ve başka bir keyifli dönem başlıyor.
Mama artık her yerde, her an ve en taze şeklinde hazır.
Bir gün karanlık fakat güvenli ve ılık bir ortama giriyorsunuz.
Beslenmek için ağzınızı açmaya dahi gerek yok; bir kordondan besleniyor, sıcacık, yumuşacık, gürültü ve patırtısız bir ortamda döne gerine yaşıyorsunuz.
Sonra küçülüyor, küçülüyor, ufacık bir hücre halini alıyorsunuz.
Ve günün birinde hayatınız bitiyor...
CAN YÜCEL



·                               
    "Ey affetmeyi seven Rabbim, sil göz
yaşlarımı... Sen teselli et beni, serinlik sun şu bağrıma... Vardır
bunda da bir hayır... Hayırlı kederlerimi sen sevdir bana!.. Tıpkı
geceye saçılan yıldızlar gibi, Ömrüme ışık olsun, sıkıntı anlarımda
ettiğim dualar.. Hüzünlerde olgunlaştır beni... Cahilim çok cahilim...
Sen yolum ol! Sen sonum ol!..."
(H.z. Mevlana)

NAZLI ERAY



Yarın sabah bir otel odasında uyansam; perdeleri açıp, o zamana değin hiç görmediğim bir şehre baksam. Kulelere, parklara, köprülere, ortadan akan nehre şöyle bir göz atsam.
 Kim olduğumu bilmesem, hiçbir şey hatırlamasam. Çantamda nüfus kağıdım ya da herhangi bir kimliğim olmasa. Adımı, soyadımı, geçmişimi, geleceğimi, yaşımı, umutlarımı, işimi, hiçbir şeyi bilmesem.
Yeni doğmuş bir çocuk ya da bir ölü kadar özgür çıksam otelimden dışarıya. Beklediğim telefonların, yapmam gereken günlük işlerin hepsini unutmuş olsam.
Telefon defterime bir göz attığımda anlamsız gelse bana tüm isimler ve o yanlarında yazılı olan telefon numaraları. boynumdaki mavi boncuğu bana kimin armağan etmiş olduğunu bilmesem. Anasız, babasız, eşsiz, çocuksuz, dostsuz bir insan olarak insem otelin merdivenlerinden. Bir türlü bir sevgiliyi hatırlayamasam; o çok sevdiğim ay ışığının, bulutların ardından göle süzüldüğü geceleri anımsamasam.
Banka cüzdanlarımın, kredi kartlarımın hepsi yok olmuş olsa. Ben onları bilmesem. Üstümde elbisem, ayağımda pabuçlarım, belleğim bomboş; bu sabah zamanı özgürce kucaklasam dünyayı. Bir kitapçı dükkanında kendi kitaplarımı görsem, ilgimi çekse arka kapak yazıları, cebimdeki parayla kimin olduğunu bilmeden bir ikisini alsam.
Otursam parktaki bir banka, elimde sandviç, kitaplarıma göz atsam. Evimden, işimden uzaktaki bu kentte akşama değin sokaklarda dolaşsam. Yeni evler tanısam, yüzümü yepyeni bir rüzgar yalasa, güneş hafifçe kızartsa yanaklarımı...
Gece otelime dönünce televizyonu açsam, haberleri bir film izler gibi izlesem; saçma bulup yarısında kanalı değiştirsem.
sonra yatağıma yatıp uyusam, yepyeni rüyalar görsem. Temiz belleğimi yavaş yavaş içinde bulunduğum bu yeni dünyaya açsam.
Bir çemberin içinde dönmekten, kendimi her gün gereken işleri yapmaya koşullandırmaktan bıktım usandım artık. Ülkenin durumundan, yağışlı sonbahar havasından bıktım, sıkıldım artık.
Yarın sabah bir otel odasında uyansam, ne geçmişimi, ne geleceğimi bilsem. Para pul düşünmesem. Aynada saçlarımın rengini ilk kez görsem.
Gözlerime, dişlerime baksam. Kendimi tanımaya çalışsam. Yeni doğmuş bir çocuk ya da ölmüş biri kadar özgür; yirmi dört saat yaşasam bu dünyada.
Rasgele aşık olsam.
Sevsem.
Sevilsem.
Yeniden kursam düşlerimi...



ANLADIM



Bunca zaman bana anlatmaya çalıştığını,kendimi bulduğumda anladım.

Herkesin mutlu olmak için başka bir yolu varmış,Kendi yolumu çizdiğimde anladım.
Bir tek yaşanarak öğrenilirmiş hayat,okuyarak,dinleyerek değil..
Bildiklerini bana neden anlatmadığını, anladım..

Yüreğinde aşk olmadan geçen her gün kayıpmış,Aşk peşinden neden yalınayak koştuğunu anladım...

Acı doruğa ulaştığında gözyaşı gelmezmiş gözlerden,
Neden hiç ağlamadığını anladım..

Ağlayanı güldürebilmek,ağlayanla ağlamaktan daha değerliymiş,
Gözyaşımı kahkaya çevirdiğinde anladım..

Bir insanı herhangi biri kırabilir, ama bir tek en çok sevdiği acıtabilirmiş,
Çok acıttığında anladım..

Fakat,hak edermiş sevilen onun için dökülen her damla gözyaşını,
Gözyaşlarıyla birlikte sevinçler terk ettiğinde anladım..

Yalan söylememek değil, gerçeği gizlememekmiş marifet,
Yüreğini elime koyduğunda anladım..

''Sana ihtiyacım var, gel ! '' diyebilmekmiş güçlü olmak,
Sana ''git'' dediğimde anladım..

Biri sana ''git'' dediğinde, ''kalmak istiyorum''diyebilmekmiş sevmek,
Git dediklerinde gittiğimde anladım..

Sana sevgim şımarık bir çocukmuş,her düştüğünde zırıl zırıl ağlayan,
Büyüyüp bana sımsıkı sarıldığında anladım...

Özür dilemek değil, ''affet beni'' diye haykırmak istemekmiş pişman olmak,
Gerçekten pişman olduğumda anladım..

Ve gurur, kaybedenlerin,acizlerin maskesiymiş, Sevgi dolu yüreklerin gururu olmazmış,
Yüreğimde sevgi bulduğumda anladım..

Ölürcesine isteyen,beklemez,sadece umut edermiş bir gün affedilmeyi,
Beni affetmeni ölürcesine istediğimde anladım..

Sevgi emekmiş,Emek ise vazgeçmeyecek kadar, ama özgür bırakacak kadar
sevmekmiş...


Can YÜCEL

BENİ GERÇEKTEN SEVEN BENDE Kİ SIRRA ERENDİR

Ey ihsanı bol Allah'ım!
Sana hamd ederim.
Ey yegâne Ma'bud!
Senin önünde eğilirim.
Yücesin, kullarından dilediğine sonsuz nimetler verirsin.
Dilediğini hüsrana duçar edersin.
Ey Yaradanım!
Sana sığınırım.
Varlık ve darlık zamanında Sana münâcaat ederim,
her an sana yalvarırım.
Gerçi günahlarım çok, fakat Senin afvın ondan daha büyüktür,
ümitsizliğe sebep yok.
Eğer Sen de beni kapından kovarsan kime sığınırım,
kimden medet beklerim,
bana başka kim şefaatçi olur?
Yâ Rab!
Hâlimi görüyorsun, yoksulluğumu biliyorsun.
Gizli niyazımı duyuyorsun.
Beni Sen'den ümit kesenlere katma,
kusuruma bakma,
daha fazla bekletme, ümitsizliğe atma.
Senin azametin Önünde boyun eğdim,
dize geldim, secdeye kapandım.
Allahım!
Dünyâdan sıyrılıp huzuruna gelirken beni,
Kelime-i Tevhid'den ayırma.
Senin nârın da hoş, nurun da hoştur.
Senin rahmetinden ümit kesmem.
Mal ve oğulların fayda vermediği o korkunç günde senin affına nail olmak isterim,
bana affın yeter, lûtfunu göster."
Sen bana yol gösterirsen hiçbir vakit yolumu şaşırmam.
Sen yol göstermezsen, dalâlette kalırım.
Eğer Senin affın yalnız iyilere mahsus ise
ya kötülerin bağışlayıcısı kim olacak?
Herkesin İlah'ı sen'sin.
Ben ümmetin en iyiîsî olamadımsa, En kötüsü de sayılmam.
Senin afvına sarılıyorum,
îtiraf ederim, günâhım büyük,
fakat Senin affın ondan daha büyüktür."
Senin lûtfunu hatırlayınca kalbime tesellî doluyor.
Günahlarımı düşündükçe gözlerimden yaş dökülüyor.
Sen, şânına lâyık olanı yap,
beni affet!
Beni, senin fazlu lûtfundan başka bir yere başvurmayacak bir fıtratta yarattın.
Ne umarsam sen'den umarım.
En büyük endişem
Beni Sen de kapından kovarsan, eli boş çevirirsen hâlim nice olur?
Allah'ım, görüyorsun gafiller uykuda,
ben ise gece karanlığında el açıp Sana niyaz ediyorum.
Dualarım Sana yükselsin, niyazlarım makbul olsun.
Herkes ne beklerse ancak Senin lûtfundan bekler.
Her biri Cennete girmek ister,
Sen bana Cennette dîdârını göster, bu bana yeter.
Ey insanlara doğru yolu göstermek için Peygamber gönderen Allah!
Fahri Kainat hürmetine,
Seni tesbih eden,
takdis eyleyen hayırlı ümmet aşkına,
bizi imandan, Kur’an’dan, İslam’dan ayırma.
Müslüman olarak haşret.
Rasulünden şefaat umarım.
Bizi ondan mahrum etme.
Senden afv-u mağfiret dilerim.
Bizi boş çevirme Allah ım
Bizi boş çevirme

 



Huzur içinde Yat ;
Cefakar, Vefakar ve Muhteşem sevgili…

 
söz vermiştim kendime; yazı bile yazmayacaktım.
yazı yazmak da bir hırstan başka ne idi? 
burada namuslu insanlar arasında sakin, ölümü bekleyecektim; hırs, hiddet neme gerekti? yapamadım.
koştum tütüncüye, kalem kağıt aldım. oturdum. 
adanın tenha yollarında gezerken canım sıkılırsa küçük değnekler yontmak için cebimde taşıdığım çakımı çıkardım. 
kalemi yonttum. 
yonttuktan sonra tuttum öptüm. 
yazmasam deli olacaktım."
ben, yalnızlığı istemekle suçlanıp yalnızlığa mahkum edildim
"sen bana akıl fikir vermiştin
suç benim Rabb'im,
ben çuvalladım."
perdeyi aralayıp kendi yarandan bakıyorsun dünyaya, eskisi gibi acımıyor.
ve de..
asıl bu acıtıyor."
                                                                                          (alıntı )

SEN DE GEL

Çekemeyenlerden birisi;Mevlana Hazretleri'ne:
" Sen ne biçim Müslümansın,dinin de bi izzeti şerefi var
.Müslümana gel,Yahudi'ye gel,Mecusi'ye gel,tövbeni bozsan yine gel...
Olur mu öyle şey?..."
mealinde uzunca bir mektup yazmış.
 
Mevlana Hazretleri mektubu sabırla okumuş ve arkasına şu cümleyi yazarak sahibine geri göndermiş :
 
" SEN DE GEL "
 
Ah Mevlanam,Can Mevlanam; her sözünü yüreğime işledim ilmek,ilmek...

BİRAZ DA PANDOMİM ...

0'' dan başlarsın yaşamaya..

''1'' bakmışsın girivermiş hayatına..

''2'' de bir özlersin..
 

''3'' günlük ayrılık ölüm gibi gelir..

"4'' gözle beklersin..

''5'' dakika bile yeter sana;görmek istersin illa..

''6'' üstü insandır halbuki..

''7'' kat göklerde hissettirir kendini..

''8'' köşesindir mutluluktan..

''9'' doğurursun beklemekten..
                                 Çünkü
''10'' u Cok seversin...

23 Aralık 2011 Cuma

ARKADAŞLIK

Etiketler: Hikaye
Beş yaşında yetim kalan bir çeçen çocuk annesiyle yalnız yaşamaktadır. Fakirdirler, ekilecek biçilecek çok fazla arazileri de yoktur. Belli bir zamana kadar eş dost, hısım akarabının yardımlarıyla geçinmeğe çalışırlar.

Zaman ilerledikçe çocuk büyür gelişir ve de büyüyüp geliştikçe olgunlaşır, olgunlaştıkça da yiğitleşir. Yaşından beklenmeyen tavır ve davranışları vardır. Yiğitliğinden, dürüstlüğünden ve yardım severliğinden ötürü köyde yaşayanlar ona "MAKKIL" (KARTAL) Adını koymuşlar.

Köyün bütün çocukları ona benzemeye gayret ederlermiş. Makkıl ın kendisi gibi özü sözü bir, yiğit mi yiğit beş arkadaşı varmış. Makkıl la birlikte bu altı arkadaş, adeta bir babadan olma, bir anne den doğma kardeş gibilermiş. Zaman geçer Makkıl büyür ve serpilir. İçerisine babasının katilini bulma ve öcünü alma ateşi düşer. Yıllarca babasının katilini ara durur. Bu arada da köyün en güzel kızına gönlünü kaptırır. Kaptırır ama fakir Makkıl'a kızı vermek istemezler.

Beş on yıl bu sevda devam eder ama, bu arada Makkıl halen baba katilini aramaktadır. Makkıl, artık dayanamaz ve kızı kaçırmaya karar verir. Kız da razıdır. Bir kış gecesi kavli kara kılarlar kaçmaya. Akşam olmuş bizim makkıl da bir telaş. Annesi meraklanır ve nedenini sorar Makkıl'a. Makkıl da doğrusunu anlatır. Artık annesinde de bir heyacan ve bir telaş başlar. Gece ilerleyen saatlerde Makkıl, kızı kaçırmak için dışarı çıkacağı anda çok gürültülü bir şekilde kapı çalınır. Gelen kişi; Makkıl'a müjde getirmiştir. "Makkıl, yıllarca aradığın babanın katilini gördüm. Köyün alt başında atıyla tarlalardan ilerliyor. Hemen çıkarsan yetişirsin." Der. Makkıl şaşkınlık içindedir.

Bir tarafta kaçırmak için söz verdiği kız, diğer tarafta yıllarca izini takip ettiği baba katili. O arada annesi yanına gelir. Hayırdır oğlum ne bu telaş? Der. Makkıl durumu izah eder ve annesinden akıl danışır. Annesi: Ey oğul! Babanın katilini 20 yıldır arıyorsun bu gün denk geldi. Bir 20 yıl daha beklesen de olur. O zaten yaşamıyor, sadece nefes alıyor ve kendi nefesi bile azap veriyor. Bu nedenle sevdiğin kızın itimadını yitirme, var git, gelinimi getir der. Makkıl annesinin sözünü tutar ve kızı kaçırmağa kara verir. kara verir ama, yine kapı gürültüyle çalınır. Gelen yine bir tanıdık arkadaş tır. Makkıl'a şöyle der.

Köylerinden 15 km uzakta bir köyde,arkadaşların seni bekliyor. Acele yetişsin dediler. der ve uzaklaşır. Makkıl' yine bir telaş sarar. Annesi yanına gelir ve "ne oldu yine. Ne bu telaş" diye sorar. Makkıl, durumu izah eder ve akıl danışır. Annesi: Oğlum der. Kız seni seviyor ve güveniyorsa, durumu izah edersen mutlaka anlayacaktır. Ama, sana ihtiyaç duyduklarında, bir kız için kendilerinin yanında olamadığını arkadaşlarına izah edemezsin. Arkadaşlık ve güven kolay kazanılmaz. Onun için var, arkadaşlarının yanına git. Sana ihtiyaçları var ki, gecenin bu saatinde haber göndermişler der.

Makkıl, Giyinir üzerini, kuşanır silahlarını ve atını dört nala sürer. Giderken de neyle karşılaşacağını bilemediğinden, kafasında bin bir türlü sorular vardır. Söylenen köye ve tarif edilen evin kapısına vardığında sinirlenir. çünkü evin içerisinden mızıka sesi gelmektedir. Kapıyı çalıp içeri girdiğinde de, görür ki, arkadaşları eğlenmektedir. makkıl, oturmadan arkadaşlarına şöyle seslenir.

Arkadaşlar; Bu akşam yıllarca sevip te kavuşamadığım kızı kaçıracaktım, ondan vaz geçtim. 20 yıldır aryıpta bulamadığım baba katilini bulmuşken, ondan da vazgeçtim ve siz çağırınca size koştum. Benim arkadaşlığımdan memnunmusunuz? diye seslenir. Arkadaşların en büyüğü cevap verir. Yıllarca arkadaşız. Biribirimiz için gözümüzü kırpmadan canımızı veririz ama; Der ve sonra, yanındaki arkadaşa seslenir. Aç şu kapıyı (kapalı olan bir oda). Kapı açılınca Makkıl'ın gözleri de fal taşı gibi açılır. Oda da bürünceğin altında sevdiği kız durur. Yine,arkadaşı yanındaki diğer arkadaşa seslenir.

Şu oda daki torbayı getir. Torba getirilir ve ağzı açılarak, içindekini Makkıl'ın önüne atarlar. Torbanın içindeki, babasının katilinin "kafası" dır. Arkadaşların hepisi bir ağızdan Makkıl'seslenir. Madem bu kadar yıllık arkadaşız, kız kaçırmaya gidiyorsun da neden bize haber etmiyorsun? Sen haber etmediysen de, biz haberini alınca ne olur ne olmaz diye seni kollamak için kızın evinin yanında nöbet tutuyorduk. Kız evden çıkmıştı ama, sen gecikince alıp getirmek zorunda kaldık ve yolda gelirken de babanın katiline rastladık. Hem kızı, hemde babanın katilinin kafasını sana hediye ediyoruz. Sen söyle bakalım: senin bizim arkadaşlığımızdan şüphen varmı?

Makkıl: hem mahcubiyeti, hem de sevinci bir arada yaşayarak şöyle der. Hakkınızı helal edin arkadaşlar. ben kendimi yetişmiş biri olarak görüyordum ama, anladım ki ANNEM den öğreneceğim daha çok şey varmış meğer